MUSTAFA SALİM salimhoca@hotmail.com

OKUYAN'IN NİYETİ

18 Şubat 2024 Pazar 00:41

Mehmet Okuyan hakikati okuyamayan adam bana göre. Oğlum bina okur, döner döner yine okur. Ayının kırk türküsü olur, kırkı da ahlat üzerine olur demiş atalarımız. Eşek kırk çeşit yüzme bilir nehir kenarına gelince kırkını da unutur.

Bu adamın derdi belli. Allah'a itaatin hemen akabinde Resulüne itaati emreden birçok ayeti kerime mevcutken bu adam, resulü devre dışı bırakmanın derdinde. Sünnete dayalı inanç esaslarını Kur'an'da yok diye kabul etmeyen bir adam. Değil otuz ciltten oluşan bir tefsir ortaya koyması kırk cilt yazsa ki ne yazar. Yazacağı her ne varsa konusu itibariyle ayının kırk türküsü misali sünnet aleyhtarlığı şeyler olacak... Bundan daha kötü şey mi olur? Usül vuslatın açılan kapısıdır, kilitidir. Bunun usülünde ise sünnete asla yer yoktur. Bizim dini literatürde sünnete yer verilmeyen metinler çocuğun dönüp dönüp bina okuması gibi değil maalesef. Bina okumaktan öteye geçemeyen çocuğun kimseye zararı olmaz halbuki. Kabiliyeti yoksa ilmi bırakır bir mesleğe adar kendini. Bu adamınkisi öyle değil. Zararı, kendisini okuyan herkese.

Kur'an'ın anlaşılması üzerine otuz cilt tefsir kitabı yazmış. Tabi ki ilme ve eser yazmaya karşı değiliz. Bu adam neden otuz ciltlik tefsir yazdı diye kimse kendisine kızmıyor. Kızılan yön, Kur'an bize yeter deyip başta sünnet olmak üzere geçmişten günümüze Kur'an'ın anlaşılmasını sağlayan tüm kaynakları elinin tersiyle öteleyip Kur'an'ı anlatmak için bir şeyler söylemeye kalkışmasınadır. Söylemenin de ötesinde ciltlerce eser yazmasınadır. Kur'an madem salt manada tek başına bize yetiyorsa bu kişinin anlatmasına ne gerek var. O zaman girmesin benimle Kur'an arasına bu adam. Yani karşı çıktığımız adamın kendi metodunadır. Çelişkili olan davranışınadır. Madem Kur'an tek başına yetiyor insanoğluna, onun gibi anlamak zorunda mıyım? O zaman girmesin benimle dinim arasına...

Bir zamanlar FETÖ şarlatanı kelime-i tevhid kavramı arkasına sığınarak bunu da ehl-i tarikin hatm-i haceganlarınının ilk bölümünde zikir olarak yer verdikleri RASULULLAH ifadesini anmadan sadece "la ilahe illallah" deyişlerini örnek göstererek "eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resuluhu" şehadet ibaresinden şehadetin ikinci kısmını kaldırarak tüm okul kitaplarına kelime-i tevhidi böyle yazdırırken arkasında dinler arası diyalog safsatasının olduğu gerçeğini maalesef çok sonraları öğrendik. Din yolunun haramisi olan bu FETÖ'nün metodu çok sinsiydi. Okuyan gibi bodoslama dalmamışlardı. Okuyan ise züccaciye dükkanına giren fil gibi. Fakat her tarafı dağıtmasına rağmen çıkardığı sesleri duyamayan bir Müslüman ruh gerçeğiyle karşı karşıyayız. Tehlikeli plan bu.

Bazıları, adam kitap yazarak Müslümanlara hizmet etmişken neden linç edilmeye çalışılır diyerek çok masumane bir gerekçeyle karşı tarafın hatalı olduğunu vurgulamaya çalışıyor. Bunları yazarken adamı linç etmeye çalışmıyoruz. Yaptığımız, adamın din adına yaptığı yanlışlara mani olmaktır. Bu yanlışlık daha önce Yahudiliğe yapıldı, Hristiyanlığa yapıldı şimdi de İslam'a yapılmaya çalışılıyor. Peygambersiz İslam anlayışının peşinde olan bu tür yaklaşımlara elbette rızamız olmayacaktır.

Hakikati bulmada cilt cilt kitap yazmak maharet olaydı Allah'ı inkar eden felsefecilerin baş tacı edilmesi lazım gelirdi.

Resulullahın dindeki yerini anlamayan Kur'an'ı anlamamış demektir. Kur'an'ı anlamayanın yazdığı tefsir Kur'an'ı açıklayamaz. Kişinin kendi fikirleri olur ancak.

Okuyan'ın temsil ettiği akım, kadim İslam tarihinde yer alan Mutezile'nin allanıp pullanıp günümüze sunulmuş halidir. İslam literatüründe bu akım bid'at ehli olarak kayıtlara geçmiştşr. Ehl-i sünnet dışı blokun içinde yer alan Şia, Mürcie, Kaderiye gibi zararlı akımlardan biridir bu akım.

Bu akımın ilahiyat kürsülerinde bir şekilde yer edinen günümüz akademik beyinlerinin peygamber fikri insanı dinden edecek cinsten. Öyle bir pozisyon oluşuyor ki daha sonra böyle davranan koca koca proflar kendi modern bilgileriyle peygamber efendimizin ümmiliğini kıyaslayıp, özellikle bugün modern bilgi ile açıklanan bazı ayetleri örnek göstererek bu konuda kendilerini peygamberden daha donanımlı göstererek peygamberin onlar kadar açıklayıcı bilgi veremeyeceklerini iddia edecek kadar yoldan çıkmış ilahiyat çevrelerinden akademisyenler de var. Burada iyi bir niyet yok. Niyetleri belli. Kur'an'ı korumaya matuf önündeki tüm engelleri kaldırarak saldırıya geçmek.

İslamoğlu, getirilen salavatları İslam'da yağcılık olarak görüyorsa gece gündüz konuşsa ki neye yarar.

Maharet çok yazmak ya da çok konuşmak değil. Hakikati görmektir.

Mustafa Öztürk örneği mesela. Güya ilahiyat profesörü. Kur'an'da geçen bir iki kelimeye kafayı takarak kutsal metinde böyle kelimeler olamaz diyerek karşı çıktığı şeye baktığımızda, insanı imanından eden iki durumu görürüz. Birincisi, Kur'an'ın tahrifi, ikincisi Resulullahın tahfifi. Adamın iddiası şu; olsa olsa bu kelimeleri peygamber koymuştur Kur'an'a. Bu adam prof. olsa ne, olmasa ne? Usulü yanlış bir kere adamın. Peygamberlik gerçeğini anlayamamış. Ebu Cehil'den ne farkı var?

Bu insanların varlığı ve temsil ettikleri ekoller maalesef bir projenin ürünü. FETÖ belası, Adnan Oktar safsatası mesela; daha düne kadar yere göğe sığdırılamıyordu bunlar; hatta İslami ilimlerde örnek birer zevattı. O gün de bunlara karşı olanımız vardı. Fakat anlatamıyorduk kitlelere. Sünneti ret ederek Kur'an'ı Allah'ın rızası hilafına açıklamaya çalışmak da öncekilere kıyasla toplumsal huzur bozmada başka birer versiyon.

Nehri görünce eşeğin kırk çeşit yüzmeyi unutması gibi bu da sorgu meleklerini görünce acaba bu kadar ciltlik bilgisinden neyi hatırlayacak, merak ediyorum doğrusu...Buna göre kabir azabı yok. Şefaat yok. Sırat yok.

Ben bu adamın emeğine saygı duymuyorum. Boşuna bir emek. Saygı duymak bozuk fikirlerini kabul edip onlara sahip çıkmak demektir. Peygamberi tahfifini kabul etmek demektir. "Sallu ala resuline" gerçeğini inkar etmek demektir.

Yahudilikle Hristiyanlık dinlerinin tahrif oluşlarının altında yatan gerçek, peygamberlerinin devre dışı bırakılmasıydı. Okuyan gibilerin yaptığı da bu.

Hüseyin Atay da öldü. O da Allah geleceği bilemez diye diye çırpınıp durmuştu tüm hayatı boyunca. Dersine girdiği çocuklara imtihan sorusu olarak bunu soruyordu. Talebelerinden biri kazara hele bir kere Allah geleceği bilir deyiversindi, geleceği kararırdı. Geçemezdi dersten. Geçmeleri için hocanın istediği cevabı yazmak zorundaydı; yani haşa Allah geleceği bilmiyor diyecekti. Bu yüzden bunun imtihanlarından sonra kelime-i şehadet getiren nice öğrenci bilirim. Yıllarca ders verdi kitap yazdı bu adam. Böyle emeğe saygı duyulur mu?

Yine bu adamın ilahiyattaki Kelam kürsüsü başkanı bir öğrencisi, Tevbe Suresinde Hızır as ile Musa as arasında geçen olayı anlatan ayetlerden hicap duyduğunu, batılı ilim adamlarına bunu nasıl anlatacağının derdine girerek bu ayetlerin Kur'an'dan çıkarılması gerektiğini savunmaktadır. Gerekçesi Allah'ın geleceği bilememesiymiş. Şimdi bu adamın ilmi faaliyetlerine saygı mı duyalım.

Zekeriya Beyaz'ın hikmete binaen izlediği pornolar için sarf ettiği gayrete saygı mı duyalım?

Yoksa Yaşar Nuri'nin İslam'da namaz yok diye ömrünün son deminde ileri sürdüğü fikirlerine karşı saygıda kusursuz mu olalım?

Bunlara saygı duyulacaksa saygıya en layığı şeytan olmalı bence. Bu işi o, daha çok iyi yapıyor çünkü.

Bu tür adamların faaliyetlerinde iyi bir niyet yok. Niyetleri belli. O da; Kur'an'ı korumaya katkı sağlayan  tüm engelleri kaldırarak İslam'ın ana kaynağına saldırıya geçmektir.

 Bu tür adamların derdi İslam'a hizmet etmek değil. Dertleri peygambersiz bir din oluşturmak. Metotları öyle sinsice ki kopardıkları fırtına ve çıkardıkları yaygarayla sahabe efendilerimizi de devre dışı bırakıyorlar. Sanki sahabe efendilerimiz işini gücünü bırakmış peygamber adına uydurdukları sözlerle hep yalanlarla uğraşmışlar. Haliyle Sünneti bize taşıyan, Kur'an-ı nakleden kaynağa darbe indirmiş oluyorlar. Halbuki Kur'an-ı biz indirdik onu biz koruyacağız diyor yüce Rabbimiz. Rasulüm size neyi verdiyse onu alın diyor. Kur'an-ı anlayan Rasulünü de anlar. Rasulü kabul etmeyen Kur'an'ı anlamamış demektir.

Reformist modern İslam anlayışının literatürümüzdeki karşılığı ehli bidattır. Buna mukabil asıl olan ise Ehl-i Sünnet akımıdır. Ehl-i Sünnet geleneğinde dinin Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyas-ı Fukaha olarak belirlenen ve edille-i şer'iyye diye bilinen dört ana kaynağı vardır. Kur'an-ı Kerim'de, beliğ bir dil örgüsü hakimdir. İlgi çekici ve ibret verici kıssalar  olduğu gibi muhkem ayetlerle birlikte müteşabih ayetler de mevcuttur. Biz insanlara indirilmiş olması demek önüne her gelenin Kur'an'ın tüm inceliklerini bilmesi anlamına gelmez elbette. Bugün modern dünyada bile hiç kimse anladığı dilde yazılı hukuk metinlerini kendisi okuyarak hüküm vermeye çalışmadığı gibi sağlık konusunda da uzmanı olmadığı tıp alanının kitaplarını okuyup kendi başına tedavisini gerçekleştiremeyip aksine davalarında bir hukuçuya, sağlık konusunda da bir doktora ihtiyaç duyuyorsa Allah'ın kelamını anlama noktasında da o hassasiyeti göstermemiz gerekir.

Okuyan gibi modernistlerin neden geleneksel kadim İslami düşünce mensuplarına karşı çıktıkları daha iyi anlaşılıyor.

Meydan sağlam ve sarsılmaz gönül ehli insanlardan soyutlandı mı müptezeller istedikleri gibi at oynatırlar.

Meydan böylesine İslami çizginin dışına çıkmadan, sünnet-i seniyeye bağlı, çağa uygun, aşırılıktan uzak, takvaya dayalı ilmiyle amil müslümandan arındırılıp üstüne üstlük bir de otorite boşluğu oluşturuldu mu değme bidat ehlinin keyfine.

Selçuklu ve Osmanlı'da ilmi ve siyasi otorite alanı çok sağlam ve dirayetli insanlarla donanmış vaziyetteydi. Haliyle Ehl-i Sünnet, hem ülema bakımından hem de siyasi otorite ile bidat ehline göz açtırmıyordu. Toplumda sünnet-i seniye hakimdi ve bu hakimiyet Müslümanı dünyaya hükümran kılmıştı.

Bugün gelinen noktada Müslümanın hal-i pürmelali Kur'an ve sünnetten uzak yaşamışlığından kaynaklanıyor. Hele hele sünnetin toptan reddedilişi Kur'an'ı anlamayı da zorlaştırdı hatta anlaşılamaz hale getirdi.

Bugün itikaden savrulmamız imanen güçlü oluşumuzu da engelledi ki bırak kadere rızalık, kaderin inkârı felaketiyle karşı karşıyayız.

Güya kaderci anlayış insanı tembelliğe sevk edermiş. Öyle olsaydı ecdadımız zillet içinde kalır, bugün kaderi inkar edenler de dünyaya yön verirlerdi. Halbuki hiç olmadığımız kadar rezil ve rusvay durumdayız. Gerçek izzet, sünneti seniyeye sarılmaktır. O zaman ancak sağlam itikada sahip oluruz.

Mehmet Okuyan gibiler akla sınır tanımamaktalar. Haliyle aklın sınırları dışındaki konuları akla uymuyor diye rahatlıkla inkar edebiliyor. Bu manda akılcılık da bir hastalıktır. Haddi zatında Kur'an bir bilim kitabı değildir. Çünkü bilimin alanı maddi dünyadır. Bu dünyayı çözebilecek asıl unsur akıldır. Maddi dünyanın anlaşılmasında bu da fazlasıyla yeterlidir. Kur'an'dan bilimin tüm mevzularına değinmesini beklemek akla ziyandır. Kur'an, aklın sınırlarını aşan konulara temas ederken üslubunda da bilime ters düşmediği görülür. Haliyle dini olarak uyguladığımız birçok mesele Kur'an'da yoktur diye hafife alarak hatta red edecek kadar inadına böyle bir meseleyi savunmak samimiyet noktasında sınıfta kalmaktır. Müsteşriklere bakılırsa İslam'a hep bu noktalardan saldırdıkları görülecektir.

Bunların başlattığı çığır bugün Kur'an'ı bile sorgular hale getirdi... Bu noktadan sonra zaten dinle alakaları kalmamış oluyor.

Dini sünnetten soyutlamak akılcılığın olmazsa olmazlarındandır. Çok tehlikeli bir akım bu...

Zehirin suç ortağı içine konulduğu altın kap gibi bunun zehirli fikirlerinin suç ortağı da bu kırmızı renkli cilt kapakları olmasın? Bu kapaklar bir açılmaya dursun gör sen o zaman deliğinden nice zehirli yalanlar çıkar...

Mustafa Salim

17 Şubat 2024, Ankara

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
Mesut hoca
Şuur ve idrak sahibi insanların bu tip şarlatanlara inanması zaten mümkün değildir. Konu ile ilgili çalışmaların ivedi olarak diyanet tarafından yapılması gerekmektedir.
Ahmet Aydın
Selam ve dua ile ağzına sağlık kıymetli kardeşim.Mükemmel dokunuş
Tahir
Dinimize sözde hizmet için zırvalayan bu zihniyete mensup yazarların asıl gayeleri milleti peygamberden uzaklaşmak olduğu ap açık ortadadır. Yapılacak iş Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bir kurul oluşturularak bunlara cevap verilmelidir. Yoksa okumayı sevmeyen bu millet yanlış düşüncelere kapılıp imanını yitirecek vesselam. Dinini tilkiden öğrenirsen, tavuk çalmanın sevap olduğuna inanmaya başlarsın.
Abdullah Karaka
Kaleminize kuvvet Diyanetin Acilen Peygamber ve Sunnetinin Dindeki Yeri nedirle ilgili bir Kitapçık Yayınlaması hatta tuüm öğrencilere ulaştırılması.. Hutbelerde işlenmesi... Tv lerde Anlatılması... Bu İhanet Projesinin İfşa edilip İtibarsızlaştırılıp Paçavraya çevirilmesi geeekir... Diyanet susmamalı... .