MUSTAFA SALİM salimhoca@hotmail.com

SİNCAN İMAM HATİP LİSESİNDE 28 YIL ÖNCE 28 ŞUBAT’TA ÖĞRENCİ VE ÖĞRETMEN OLMANIN HİKÂYESİ-2

28 Şubat 2025 Cuma 23:55

Devleti ele geçiren baskıcı kesimin resmiyet süsü vererek giriştiği harici baskılardan sonra sıra okulun boyun eğdiği zorbaların direktifleri doğrultusunda yaptığı iç baskıya gelmişti. Özellikle de müdür olacağının sözünü alan meslektaşımız yakamızı bırakmıyordu. Tüm sıkıntılarının sebebi okulda direnen bizden birkaç öğretmenin hala direniyor olmasıydı. Bizi de ikna ettikleri yani kandırdıkları takdirde hedeflerine ulaşmış olacaklardı.

Bir iki kişi hariç biz tüm meslek öğretmenlerinin gayrı resmi davet edildiği bir mekânda yatsı namazından sonra gerçekleşen bir toplantıda çok hararetli tartışmalarımız olmuştu. Okul müdürlüğünden alınan arkadaş da gelmişti. İçlerinde yaşça en küçüğü bendim. Eski okul müdürümüzün gelmiş olması doğrusu beni sevindirmişti. Ne de olsa başörtüsü meselesi yüzünden müdürlükten atılmıştı. Hakkı konuşacağı için de direnişimizde ne kadar haklı olduğumuzu dile getirecektik. Toplantıdaki yerimizi almış, heyecanlı heyecanlı nasıl bir karar çıkacağını merakla beklemedeydik. Yaşça en küçükleri olduğum için ilk etapta konuşan değil de susup büyüklerimi dinlemek gibi bir davranış sergilemem gerekiyordu ve de öyle oldu. Büyüklerimi dinlemeye koyuldum bu ruh halimle. Eski müdürümüz 1000 yıl sürecek denilen yeni bir düzeni hayata geçirmede bu baskıcı zihniyetin ne kadar ciddi olduklarını dile getirmişti. Okulumuzda da samimi bir ekibin olduğundan bahisle böyle bir öğretmen kadrosunun  nadirattan olduğunu, haliyle huzurlu bir ortamın devamının bize bağlı olduğunu, dolayısıyla bunlara karşı direnmenin beyhude olacağından dem vurarak yaptığı konuşma beni hayrette bırakmıştı. Neler beklemiştim neler, fakat karşılaştığım manzara beni hepten yıkmıştı. Başörtülülere müsamahalı davranıyor diye müdürlükten atılan kendisi değil miydi? Neydi değişen? Hatta başka bir kuruma bile geçmişti o günlerde. Çünkü müdürlükten alındıktan sonra kendi okulunda öğretmenlik yapacak olması ağırına gidebilirdi. O yüzden kurum değiştirmişti. Bu da bir mücadele idi. Fakat anlattıkları bununla bağdaşmıyordu. Yine de samimiyetine güveniyordum. Belki de idareci olma hasebiyle şahit olduğu şeylere biz muttali değildik. Zarar görmeyeceğimiz bir sonucun kararını belki aldırmak istiyordu bize.  Sonra başka biri, “direnirsek soluğumuzu Şırnak’ta alırız ha” diyerek yarı ciddi yarı şaka bir söz attı ortaya. Onu destekler mahiyette başka bir öğretmen arkadaş “belki de bizi ihraç ederlerr” dedi. Duyduklarıma inanamıyordum. Bu sözleri sarf edenler bir zamanlar mangalda kül bırakmayacak derecede birer dava adamı niteliğinde saygın öğretmenlerdi. Tedbirli olunmamız gereğinden bahsedenler oldu. Bu fikirlerini de ilk dönem İslam devletinden örneklerle süslediler. Karşılıklı benzer konuşmalarla ilerleyen her bir saniye nazarımda asırlık bir zaman dilimine dönüşüyordu. Çıldırasım geliyordu. Herkesin eteğindeki taşları dökmesini beklercesine sabırla dinlemiştim tüm konuşmaları. Dertleri bizim gibi direnenleri ikna etmek olduğundan ister istemez sen ne diyorsun dercesine bana yöneldikleri an, konuşma sırasının bana geldiğini anlamış ve sakinliğimi korumaya çalışarak konuşmaya başlamıştım:

Yaşça en küçüğünüz benim. Şimdiden dile getireceğim aksi fikirlerimden dolayı özür diler, ukalaca tavır sergilemekten Allah’a sığınırım. Bir bayan için başörtüsünin Allah’ın emri olduğunu biliyoruz ve nihayetinde  hepimiz ilahiyatçıyız; eşlerimiz, kızlarımız, anne, bacı ve halalarımızın hatta ninelerimizin örtünmelerinin bu emir mucibince olduğu da aşikardır. İmam hatip lisesine çocuklarını gönderen halkımız çocuklarının dinine bağlı, ahlaklı birer birey olarak yetişmelerini istemektedirler. Özellikle örtü hususunda kız öğrencilerimize bunun dini bir vecibe olduğunu defalarca anlattığımızı biliriz. Zümre öğretmen toplantılarında bunu nasıl dile getirdiğimiz hepimizin malumudur. Bu toplantının sonunda mesleğimize halel gelmesin diye, bu zulmü bize dayatanların istekleri doğrultusunda gerçekleşecek birliktelik adına bir kararın alınmak istendiğini görüyorum. Bendeniz derim ki bu oluşturacağımız birliktelik Allah’ın emirleri doğrultusunda olsun. Şer gibi görünse de hayrın bu yönde olacağına inanıyorum. İslam tarihi bunun örnekleriyle doludur. Allah’ın emirleri hilafına bir tavır sergilemek Müslümana yakışmayacak bir harekettir. Korkumuz elimizden mesleğimizin alınması ise Allah’ın rızka kefil olduğunu bilmemiz gerekir. Rabbim, errizku alallah diye buyuruyor. el-İbadetü alallah deseydi belki haklı olabilirdiniz. Öğretmenlikten çıkarılmak korkusu rızık endişesi çekenlerin işidir. Bu bir Müslümana asla yakışmaz. Sürgünden bahsedildi, Şırnak ismi verilerek hem de. Allah yolunda hiç mi çile çekmeyelim? (Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennet’e gireceğinizi mi sandınız?! Onlara yoksulluk ve sıkıntı öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki nihâyet peygamber ve beraberindeki müminler, 'Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?' demişlerdi. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” hitabı biz inananlar için değil mi?

Bir Müslüman dinini yaşadığı gibi onu tebliğle de görevlidir. Tebliğin içinde onu savunmak da vardır. Haliyle Kur’an’a sahip çıkmak her ayetini savunmayı gerektirir. Biz düne kadar başörtüsünün farziyetinden bahseden Müslüman muallimlere bugün ne oldu da ilgili ayeti anlamazlıktan geliyor. Biz bunu meslekten ihraç olmak korkusuyla yapıyorsak bir ayeti maaşımıza heder etmiş olmaz mıyız? Rabbim şöyle buyurmuyor mu? “Âyetlerimi az bir karşılık ile satmayın, yalnız benden (benim azabımdan) korkun. Yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğime inanın. Ona karşı çıkanların ilki olmayın. Ayetlerimi değeri düşük şeylerle değişmeyin; sadece benden çekinin.” Bu ayetin düne kadar imam efendilerin yaptıkları hizmetlerden dolayı emek karşılığı aldıkları bahşişlerden örnekler verilerek yapılan açıklamalarla onlar, neredeyse Allah’ın lanetlediği kavimlerden olmakla suçlanırken bugün başörtüsü zulmüne maruz kalmış kız öğrencilerimize hakkı söylemekten imtina edişimizle örtüyle alakalı ayeti maaşımız karşılığında satmış olmuyor muyuz?

Bugün neye mal olursa olsun ben daha dün kız öğrencilerime başlarını örtmeleri hususunda sarf ettiğim hakikatleri bugün de dile getireceğimi Allah’ın huzurunda ve sizin şahitliğinizde söz veriyorum.

Toplantının sonunda bana yönelmiş bakışlar altında ve hayrete bürünmüş yüzler eşliğinde fikirlerimi bu şekilde dile getirmiştim. Soğuk bir hava esmişti. Hiç kimsenin itiraz etmeyeceği bir sonucun çıkması beklenirken şerh mahiyetli konuşmam toplantıya katılan birçok meslektaşımın canını sıkmıştı.

Toplantı yaklaşık iki buçuk saat sürmüştü ve 21.00 sularında sona ermişti. Kültürümüzde adettendir sohbet bitiminde Asr Suresini okumak bu da Peygamber efendimizin bir sünnetiydi. Toplantının bitiminde bir meslektaşımız Asr Suresini okumuş ve akabinde beni iğnelercesine “maalesef bazı arkadaşlarımız yüzünden birlikteliğimiz bozulmak üzere” yollu ince bir sataşmada bulunmayı da ihmal etmemişti. Tüm sakinliğimi korumuş ve kimseyi kırmamaya çalışarak giderayak şöyle bir cevap vermiştim:

Asr Suresi’nin bütünlüğü göz önünde bulundurulduğunda ve zamana yemin vurgusuyla başlayan ayetlerden hareket ettiğimizde  dikkatlerimizin önemli bir hususun üzerine çekildiğini görürüz. Yeminden sonra insanın hüsranda olduğu ifade ediliyor. İnsan, hüsran konusuna odaklanmışken akabinde hüsranda olmayanların kim olduğunu merak ediyor tabiatıyla. Allah bu kısacık surede imandan sonra salih amel işleyerek hakkı ve sabrı tavsiye eden kulların hüsranda olmadıklarına açıklık getiriyor. Böylece bu surede Rabbim, razı olduğu kulların kimler olduğunu bize bildirmiş oluyor. İfade edilen niteliklerin sıralamasına dikkat edilirse sabrı tavsiye etmek en sona bırakılmıştır. Bir önceki nitelik hakkı tavsiye etmektir. Dolayısıyla karşımıza şöyle bir manzara çıkıyor. Hakkın tavsiye edilmesi kolay bir şey değildir. Tavsiye edilen haklar birilerinin çıkarına dokunabilir. Bu durumda itiraz ve çatışma kaçınılmaz olur. Tavsiye edilen hakkın ağırlığı itiraz edenlerin farklı tepkilerine hatta bu tepkiler ölüme bile yol açabilir. Sonuç itibariyle sabır ve metaneti gerektirecek bir sonuçla karşı karşıya kalır insan. Peygamber efendimiz döneminde yaygın olan ve bilahare bizim için sünnete dönüşen surenin okunuşundan, iyiye karşı kötülüğün boş durmayacağının bir hatırlatılması olarak anlaşılır. Şimdi bu toplantının amacına bakarak vardığımız sonucu bir düşünelim. Hak namına neye karar verdik? Başörtüsü mücadelesini bırakalım dedik. Peki, bu bir hakkın dile getirilmesi miydi? Asla. Sonuçta bir hakkı teslim etmedik. O sebeple sabrı tavsiye etmek diye bir durumun söz konusu olmayacağını da bilmek gerekir. Hâlbuki sahabe bir araya geldiklerinde küfre karşı nasıl mücadele edeceklerinin yolunu arayarak çareler üretirlerdi. Konuşmalarının sonucunda hak üzere kalmanın ahdini verirlerdi de sabrı tavsiye ederlerdi sonra. Biz bugün burada bir hak tavsiyesinde bulunmadık. Bu da başımızın derde girmeyeceği anlamına giriyor. Bu gece okunan Asr Suresi sünnet bağlamında bir anlam ifade etmiyor.

Yaptığım bu son açıklamayla da toplantı yerinden hüzünlü ve kederli halimle ilk ben ayrılmıştım, Canım çok sıkılmıştı. Kendimi dışarı attığımda hüngür hüngür ağlıyordum. Eve giderken uzun bir yoldan gitmeyi istemiştim. Efkar dağıtmak için. Yürüyordum içimdeki kor ateşiyle ve maksadım dağıtmaktı bu ateşi yolumu uzatarak.

Kimilerine göre genç ve haliyle tecrübesiz bir öğretmendim. Böyle çıkışların benden sadır olması normaldi. Günü geldiğinde benim de yelkenlerimin ineceğinden bahisle kim bilir bıyık altından belki gülmeler de olmuştu. Fakat şunu biliyordum, bu yaptığım Allah içindi ve direnişimde haklıydım ki bu da haksızlığa göz yummamaktı.

Mustafa SALİM

01 Mart 2025, ANKARA

YORUMUNUZU YAZIN ...
Farklı olanı seçin:
# # # # # #
Fatma Demir
Allah razı olsun hocam ne güzel anlatmışsınız o günleri.Cok sıkıntılı gecen günler di.Bende millî güvenlik dersine gelen Albayla tartışmıştım konu başörtüsünden açıldı ben anlattim o birşeyler söyledi karşılıklı epey bi tartıştık.Sonra dersten çıktık herkez bana cok kızmıştı bu adamla tartışmaya girilirmi diye.O günleri Rabbim bir daha yaşatmasın bu millete
Tahir
Sadece; "Bir tek olan Allah'a itimat edenler kaybetmez"
Mesut hoca
Hak başka, haklı başka bir şeydir. Haklı olarak hakkı aramak ise bambaşka bir şeydir. Sağlık ve selametle kalın kıymetli hocam.
Selahattin ARSL
Tarihe not düşen bu şahitliğiniz için kaleminize sağlık değerli hocam. Rabbim razı olsun, bizleri imandan ve doğru yoldan ayırmasın inşallah. Bu tür durumlara şahitlik ettiğimiz için yazılarınızı okurken üzüntüm ve kızgınlığım tazelendi ama hiç şaşırmadım, ta ki Asr süresiyle ilgili kısma gelinceye kadar. Allah’ın emrini “ilga etmek” üzerine karar aldıktan sonra Asr süresini okumak! Bu nasıl bir aymazlık bu nasıl bir cehalettir. Rabbim hepimizi muhafaza buyursun. Bu vesileyle mübarek Ramazan ayınızı tebrik ediyor, Rabbimden hayırla idrak etmeyi nasip etmesini temenni ediyorum. Hayırlı Ramazanlar.
Muzaffer
Allah razı olsun sen ve senin gibilerden